Diğer yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2021 Çarşamba

Pandemi sürecinde ortaya çıkan eşitsizlikler, kırılganlık ve kızgınlık

Pandemi sürecinde her şeyde olduğu gibi sınıf farklılıklarından dolayı herkes her şey aynı ölçüde etkilenmiyor. Bu tür olaylar tolumdaki eşitsizlikleri, maruz kalınan ses çıkartılması yani mücadele edilmesi gereken konuları bir kez daha su yüzeyine çıkarıyor. Bu süreçte çalışmak zorunda olmak, kadınlara uygulanan şiddetin artması, maddi açıdan yetersizlikler. ölüm oranlarındaki etkisi... İnsanlar ne biyolojik ne de sosyoekonomik başlıklarda eşit değil.

8 Nisan 2021 Perşembe

Pandemi sürecinde çalışmak zorunda olanlar? Evde olmak dışarıda çalışmak zorunda kalmak üzerine otoriteyi sorgulayalım.

Çalışmak zorunda olanlar? biraz buna değinelim. Kapitalist düzende çark her zaman devam eder. Çarkın dişlisi duramaz. En zor koşullarda en üst rütbelilerden alt tabakaya doğru çarklar yavaşlar. Ama durmak söz konusu bile olmaz. Bunun nedeni devletlerin vatandaşlarını koruma statüsünün kapital düzende devre dışı kalması. Şahsi arsaları olup bunları işleyen toplumlarda arsa sahibi evinde para sayar. Arsaya yapılacak binanın mimarisini mimar evde yapabilir. Ama işçi çalışmak zorundadır. Onun çalışmaması kapital düzene uymaz. İşçi çalışır. Bunu herhangi bir devlet kendi isteğine göre yapamaz. Ticari anlaşmalar ve yasal izinler var ve bunlara uymak zorunda.

18 Mart 2021 Perşembe

Kutuplaşmaların, Irkçılığın, Cinsiyetçiliğin iyice gün ışığına çıktığı pandemi süreci

Dünyayı alt-üst eden bir durum içerisindeyiz. Sosyal ilişkileri, üretimi, günlük yaşamı, ticareti, kamusal yapıyı büyük ölçüde etkileyen bir salgın süreci. Büyük dönüşümlerin ve kırılganlığın önemli bir kısmının arkasında salgınlar ve afetler bulunur. Salgının oluşturduğu sorunların çözümü de sosyal yapının kendisini yeniden kurma kapasitesinde saklıdır. Bu krizle birlikte toplumsal yapıların aslında zaten farkında olduğumuz bir çok kırılganlığın yeniden ve daha belli kalıplarıyla açık bir biçimde fark ettik. Bir anda beklenmedik bir salgınla karşılaştık. Bugünler geçecek toplum tekrar eden yeni bir rutin oluşturacak. Yaşadığımız şu süreç toplumu dönüştürüyor şimdi ise her zamankinden daha fazla yeniden yenilenmiş sosyolojiye ihtiyacımız var. Öne çıkan bazı devletlerde sınıfsal ayrıcalıklar bugünlerde daha ön planda virüsün ayrım yapmaması hepimizi daha da kırılgan yaptı yaşadığımız konuma, çalıştığımız işe, yaşa, sınıflara, cinsiyete ve ten renginin farklılığına göre salgın ile aramızdaki yakınlık belirginleşti. Ve bu yüzden şu süreçte bütünleşmeliyiz. Amerika'da sosyoekonomik eşitsizlikten ırk ve yoksulluğun birleştiği ve dolayısıyla ölen kişilerin sayısının en fazla siyahi olması örnek gösterilebilir. İnsanlar biyolojik olarak hastalıklara eşit açıklıkta olmadığı gibi nedenlerle de eşit değil. Evde kalmak sabit gelirli ve orta sınıflar için mantıklı olsa da günlük çalışan alt sınıf kesimin dışarıya çıkmaya mahkum olmasına yol açıyor. Evde kalmak virüsün yayılımını yavaşlatsa da bazıları için seçenek bile olmadı. Ancak iktisadi eşitsizliğin etkisi bununla sınırlı değil.

2 Şubat 2021 Salı

Hakikat Nedir? Hakikatin sonuçları, Hakikatle iktidar ilişkisi ve Kimin Hakikati .

Bilgi: öğrenme ,araştırma veya gözlem yolu ile elde edinilen gerçektir. İnsan zekasının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce unsurudur. Hakikat ise buna karşıt olarak ortaya çıkandır. Edinilen verinin işlenip yorumlanmış günlük hayatımızda kullanılabilir halidir. Hakikat varlığı olmayan ama hep özgürce aranması gereken özdür. Hakikatin yolu çoktur. Ama tek bir hakikat mevcutken herşeyden herkesten alınan haber ve bilgiler var diye hakikatin bedelini ödeme konusunda insanlarda büyük bir isteksizlik var. Ayrıca önce medya ve dergilerden duyurulan bu salgının sadece duyurulması ciddiye alınmamasına yol açtı. Herşey alt-üst olmuşken ve hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacak ihtimali bizleri korkuturken eskisi gibi olmayacak asıl şeylerden biri de hakikate yaklaşımımız. Salgının bu denli hayatımızı ele geçirmesi gelişmiş bir çağda olduğumuz düşüncesi. Medyalardan duyurulan bu salgın olayında insanlar koştur koştur marketlere akın ettiler. Hakikate yaklaşma çabamız yoktu. Virüsün yayılmasını mümkün kılan koşulları değilde mesela sokağa çıkan yaşlıları hedef aldık. Herşeye rağmen insan ve tolumda hakikat izleri var. Antik Çağlar'da hakikati en çok sorgulayan belki de "filozoflar,köleler,köylüler,esirler ve çobanlar" dı. Ulaşılmayan istenen hakikat düşüncesi o zamandan beri dikkat çekmişti. Ona ulaşmak,görmek,anlamak değildi asıl mesele. Hakikatin varlığı yoktu.

16 Ocak 2021 Cumartesi

Metin Bora'nın Korku Metninden Yola Çıkarak Umudun Mümkünlüğü

Tanıl Bora’nın Korku isimli metninde yazılanlardan yola çıkarak, günümüzde halen etkisi süregelen Covid-19 salgınının insanlar üzerindeki etkisini geç ve eksik alınan önlemler gidişatında insanlara evde kalınması gerektiği söylendi. Fakat bir kısım evsiz, günlük çalışma halinde geçimini sürdürürken bu insanların kendisini eve kapatması sağlanmayan imkanlar doğrultusunda çok mümkün değildi. Korku etrafı sarmıştı, dışarıya çıkmak zorunda olan bu insanların korkusu ne olacaktı? Metin Bora’nın yazdığı gibi korkmaktan doğan bir korku eksikliği vardı. Bir kısım büyük korku içindeyken bir kısım değildi. Büyük korku içinde olan insanların geçmişinde yaşadığı travmatik olaylar ve daha öncesinde bu denli ciddi boyutlu olmayan gündeme gelen domuz gribi, kuş gribi vs. gibi hastalıklar tetikleyiciydi. Ya korkmayan kesim ne için korkmuyorlardı? Korkulması gereken sadece ölmek veya birini kaybetmek miydi? Korku neydi ki? Korku bir durumdan çekinme değil de içinde bulunduğumuz duruma karşı değil bu durum için geliştirdiğimiz düşüncelerimize verdiğimiz bir tepkidir. Korkularımız korktuğumuzu düşündüğümüz şey değil, kişinin düşünce dünyası ve psikolojisinden oluşmaktaydı. Korkular kişide çeşitli yollardan oluşur mesela; kişinin koşullanması yani korku koşullanmasıyla kişiye toplumsal bir karakter kazandırdığı ve kişinin kendisini farkında bile olmadan korkuya koşullandırıldığıdır. Korkuyla bağdaşan umut. Umut ve korku karşıtlardır ama birbirlerini tamalar niteliktedirler. Umut ve korku geleceğe dair belirsizlikle ve edilginlikle doğrudan ilişkilidir. Umut ve beklenti de karıştırılmamalıdır. Umut ve beklenti

12 Ocak 2021 Salı

Toplumsal Hareketler Emek ve Cinsiyet

 Herkese Merhabalar ;

  Kötü bir hayatta iyi bir yaşam mümkün mü ?

 Direniş imkanları nelerdir?...

 Öncelikle iyi nedir? Biz insanlara neyin iyi olduğunu bize dayatılan normlar aracılığıyla öğrendik .Yani bize dayatılan bir iyi ve bir karşıtı kötü var. O zaman bize dayatılan iyi kavramı bizim aradığımız hayatımız süresince varlığımızdan haz aldığımız gerçeği ile paralel düzlemde mi gidiyor, önce bunları açıklamak lazım. Hepimiz hayvanız aslında düşünen konuşan ve yemek yiyen. Biz kendimize insan diyoruz. Hayvanlardan kendimi ayırt edici özelliğimiz de düşünmek. Ama gerçekten düşünmek. Benim varlığımdan bağımsız devam eden bir toplum benli ya da bensiz zaten iyi ya da kötü bir yaşamdır. Benim içine dahil olmam iyi veya kötü koşullarını değiştirmez. Sadece yaşadığım süre zarfından yas tutulan biri olabildim mi? ya da olamadım mı ?soruları beynimde gezen polis gibi sorular sorar. Bu gerçeklikleri göz önünde tutarak iyi bir yaşam dediğimiz de aklımıza ekonomik,sosyal açıdan refah seviyesi yüksek olmakla eşdeğer olarak algılanabilir. Fakat işin aslı tam olarak öyle değildir. İyi yaşam aslında ahlaki olarak da sürdürülebilir. Kişi kendisini bu normatif durum içinde mutlu olmaya ve iyi bir yaşam sürdüğüne inandırarak yaşamanı sürdürebilir. Tam olarak bu kadar sığ mıdır? derseniz tabi ki olmamalı. İktidarın ve siyasetin de iyi bir yaşam koşullarını topluma azletmesi gereklidir. İşlevselcilik kuramında dedikleri gibi toplumun bir işleyişi vardır ve herkes tıpkı saat gibi çarkın dönmesinden sorumludur. O zaman iktidar da iyi yaşam koşullarına olanak sağlamak ile mükelleftir.

Gelelim asıl meseleye kötü bir yaşam içinde iyi bir yaşam mümkün mü? Ahlaki önemi ortadan kaldırmadan toplumsal ve siyasi koşullar perspektifinde değerlendirebiliriz. Bunun için en kritik nokta bir hayata sahip olma, hayatı yaşama duygusuna sıkı sıkıya bağlanmadır. Birey kendisini hayatta kendisini var etme ve koşulların, eşitsizlikliklerin siyasetin gibi etmenlerin ortak bir paydaya indirilip kendi ve herkes için toplu ayaklanmalar,söylemler ya da kendisini nasıl ifade etmek istiyorsa ifade etmelidir. Bir yazar düşünün. Toplumun varsaydığı gerçeklikte kötü bir hayata sahip. Bunu elini kolunu bağlayıp bekler miydi? Tabi ki hayır. Yazarak çizerek ve kelebek etkisi yaratarak iyi bir yaşamın da mümkün olduğu gerçeğini altını çize çize gösterirdi. Keza dokumacılar tiyatro metni. Soylu,aristokrat ve yoksulların tekstil işiyle hayatta kalma daha ziyade kalamama durumunu gözlerimizin önüne seriyor ve o metinde yapılan insanların kötü yaşam koşullarına rağmen iyi bir hayat sürülebilir onun da tek çıkarı vardır. Toplu hareket ve direniş . Baş karakter kendisinden soylu herkese karşı gelerek engizisyon mahkemesine çıkmayı göze alarak köylü halkın koşullarının iyileştirilmesi, sefaletin son bulması ve eşitsizliğin ortadan kalkması için çabalamış ve sonunda öldüğünde arkasından yas tutulan iyi bir yaşam sürmüş birisi olmuştur. Çünkü; istediği bir hayat vardır ve onu almak için direnmiş çabalamıştır.