Bütün yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bütün yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2022 Çarşamba

DÜNYADA “BİG RESET” AYAK SESLERİ GİDEREK DAHA GÜÇLÜ DUYULURKEN

 

İkinci Dünya Savaşının ardından kurulan dünya düzeni, zaman içinde meydana gelen birtakım krizlerle sekteye uğramış görünse de aslında bu krizlerinin sonuçlarıyla birlikte daha da perçinlenmiş oldu. Örneğin 2008 yılında yaşanan bankacılık krizi birçok kişinin ve firmanın iflasına ve mahvolmasına yol açmışsa da zaten dünyanın parasal düzenini elinde tutanlar için bu kişiler yolda binip ceplerindeki para alındıktan sonra bir sonraki durakta indirilmesi gereken yolcu olmanın ötesinde bir anlam taşımıyorlardı. Aynı şekilde dünyadaki gerçekte mevcut parasal varlıkların onlarca katı beklentiler sonucunda oluşturulan hayali miktarlara yatırım yapmaya özendirilmiş kitleler “dot.com” krizi adı verilen kaos sonucu internet şirketlerinin batışıyla tekrar varlıklarını kaybetmiş olarak bir kenara fırlatıldı.

Tam bu noktada akla gelen soruyu birlikte cevaplayalım: Bu oyun farklı zaman dilimlerinde neden tekrarlanıyor? Cevabı çok basit… İnsanlar kurulu düzenin nimetlerine önce yavaş yavaş alıştırılıp özendiriliyor, daha sonra bağımlı hale getirilip sorgulama yetenekleri ellerinden alınarak düzenin kilometre taşı haline getiriliyor, ellerinden paraları ve aslında bu paraları kazanmak için harcadıkları ömürleri tükenince veya fiziksel işlevleri azalmaya başlayınca fakirleştirilerek oyun dışı bırakılıyor. Çünkü kendilerini dünyanın efendisi olarak görenlerin gözünde sadece düzene ayak uydurup uşaklık yapmaları gereken bu kitlelerin dünyada azalan kaynakları tüketmemesi de lazım… Kısacası işlevleri bitince ölmeleri gerekiyor. İlk okuyuşta belki acımasız ve ütopik gelmiş olabilir ama Covid salgını sırasında seslendirilen “yaşlılar feda edilebilir” görüşlerini hatırladığımızda bu düşüncenin hiç de gerçek dışı olmadığını görebiliriz.

30 Mayıs 2022 Pazartesi

Vitamini Şiddetinde

 

Toplumsal olarak uzunca bir süredir gazete manşetlerini süsleyen bir kavramdır şiddet... Buna rağmen de her nasılsa oldukça ilgi çeken, bir başka deyişle basın için de cazibesini kaybetmeyen bir kavram... Hal böyle olunca diğer tüm kavramların başına gelen “şiddet” kavramının da başına geliyor ve içi boşaltılıyor ya da kısıtlı bir alana hapsedilerek anlamı zayıflatılıyor. Belli bir noktadan sonra gördüğü ilgiden dolayı kimilerinin kısaca PR olarak adlandırdığımız hakla ilişkiler çalışmalarının mezesi oluyor, sosyal medyada halkın gözü önünde kalmak isteyen kimi sanatçıların duyar kasmasına alet olurken çoğunlukla da sayfa doldurmaya yarayan güçlü bir malzeme olarak güncelliğini koruyor.

Şiddet temel anlamı itibarıyla konsantrasyon veya yoğunluğu anlamını taşıyor, sözgelimi elektriğin şiddeti, yağan yağmurun şiddeti örneklerinde olduğu gibi... İnsan ilişkileri sözkonusu olduğunda ise genellikle kişilerin birbirleriyle olan iletişiminde fiziksel boyutta müdahalede bulunarak yıldırma ve zarar vermesini tanımlıyor. Bu anlamın sadece kişiler arasındaki fiziksel anlamda zarar verici davranışla sınırlanmış olması ise sorunun bir anlamda gerektiği ölçüde kapsamlı olarak ele alınamamasına ve devamlı bir hal almasına zemin hazırlıyor.

Örnek vermek gerekirse, şiddet denilince sadece eşler arasındaki geçimsizlik sonucunda erkeğin kadına fiziksel şiddet uygulamasının akla gelmesi, bir başka deyişle şiddet kavramının anlamının bu çerçeveye hapsedilmesi sorunun giderek büyümesine yol açıyor. Oysaki, şiddet kavramının alt başlıkları ve aynı zamanda temel sebepleri arasında sözel şiddet, mahalle baskısı, toplumsal baskı, kamuoyu baskısı, ileriye dönük umutsuzluk, çaresizlik, cinsiyet ayırımını körükleyen toplumsal kabuller, kişisel ve sosyal tatminsizlik, başkalarına daha bonkörce sunulan olanakların bir diğer kesime sunulmaması hatta tersine zorluk gösterilmesi sayılabilir ve bu nedenlerin mutlaka saptanarak ortadan kaldırılması gerekmektedir.

30 Mayıs 2021 Pazar

Kir ve Zehir

                                                     KİR VE ZEHİR


Özenle temiz tutarız eşyalarımızı, tozlanmasınlar kirlenmesinler diye... Neden? Çünkü önce yavaş yavaş toz birikir üzerlerinde, değen ellerden, açık camdan içeri giren rüzgardan... Hemen tozunu alırız... Ya almazsak? O zaman toz birikmeye devam eder... giderek kire dönüşür, kirlenir eşyalarımız... temizleriz üşenmezsek... bizim için önemliyse kirlenmemeleri eşyalarımızın, onların üzerine titreriz... Sanki o toz hayatlarımızın üzerinde kalacakmış gibi, komşu gelir de görürse rezil olacakmışız mahalleye gibi endişeleriniz, panik oluruz...

Ya peki ruhlarımız??? Özenir miyiz onların tozlanmamasına, kirlenmemesine eşyalarımıza olduğu gibi... bu sorunun herkesteki cevabı farklı, bu satırları okuyan sayısı kadar fazla çünkü herkesin ruhu farklı, o ruhlara konacak toz, sinsi sinsi tutacakları kir ayrı...

22 Şubat 2021 Pazartesi

Meleklerin Cinsiyeti

 MELEKLERİN CİNSİYETİ

Ne zaman ülke gündeminde kimseye yarar sağlamayacak, etkisi itibarıyla da insanların birbirini manen tüketmesinden daha fazla bir sonuca varmayacak tartışmalara rast gelsem aklıma hep İstanbul'un fethi öncesinde Osmanlı Ordusu surlara dayanmış iken Bizanslı rahiplerin konuştuğu rivayet edilen "meleklerin cinsiyeti" konusu gelir. Birçok kişi tarafından bu durum içinde bulunulan mevcut durumun ciddiyetini anlamayıp anlamsız konulara kafa yoranlara vurgu yapmada kullanılır.

29 Aralık 2020 Salı

Emin misiniz? Yeni yıl gerçekten geliyor mu?

 Emin misiniz? Yeni yıl gerçekten geliyor mu?

Bence yeni yıl falan gelmiyor... Zaman akıp gidiyor... İnsanoğlu istediği kadar zamanı dilimleyip ona rakamlar vererek adlandırsın. Sonra da verdiği rakamlara seslenip "ay sen nasıl bir senesin öyle? hiç uğurlu gelmedin!!!"diye sitem etsin... 

Bu arada zaman akıp gidiyor derken 2020 yılıyla başlayan bir değişimden de söz etmeden geçmeyelim. Bu sene başlayıp uzun süre etkisini devam ettirecek bir döneme giriyoruz: İnsana dayalı üretimin durduğu, paranın dijital olarak üretilip harcanacağı, insanlar arası iletişimin sağlık nedenleriyle kısıtlanacağı, kısacası diğer insanlarla sosyal ve gerçek yani elle tutulan parayla temasın iyiden iyiye azalacağı bir döneme giriyoruz.

15 Kasım 2020 Pazar

Ah Ah Nerede O Eski Ramazanlar / Ah Ah Köy Enstitüleri Kapatılmasaydı Sen O Zaman Görecektin Bu Ülkeyi!!!

Toplum olarak eskiyi yad etmeyi çok severiz... Eskiyi yad etmeye ve özlem duymayı nostalji diye tanımlamışlar... Ancak bizim eski yad etmemizin amacı, genellikle, eski zamanları özlememizden ziyade eskiden var olan bir olumlu durumun şimdilerde olmamasının bizlere yüklediği sorumluluktan kurtulma içgüdüsünün bir sonucu... Başka bir deyişle, samimiyetsiz bir özlem bildirimi... 

Eski ramazanlarda yapılan eğlencelere televizyonda rastlasa hızla zaplayacak kişilerin veya büyüklerimizin geçmişe seslenişinin simgesidir o "ah ah nerede o eski ramazanlar" repliği... Olsun varsın gene de zararsızdır bu eski dönemlere hafiften sesleniş... biraz da romantiktir... 

Peki eski zamanlara yönelik yapılan en samimiyetsiz, tehlikeli, ikiyüzlü sesleniş hangisidir, bilir misiniz? Tabii ki artık şehir efsanesi haline gelen "köy enstitülerini" ve bu enstitülerinin kapanış hikayesini hiç merak etmeyenlerin seslenişidir. 

27 Ekim 2020 Salı

Sizi Gidi Pandemik Pollyannalar Sizi!!!

 Nedendir bilinmez ülkemiz insanının bilinç altında kendi hayatını düzenleme konusunda yetersiz olduğuna dair bir his mevcuttur ve çoğu kişi hayatını içinde yaşadığı toplumun alışılagelmiş normlarına göre düzenleyip o akışa uyum göstermeye kuzu kuzu razı olur. 

10 Ekim 2020 Cumartesi

Hatay Yanıyor

 Hatay yanıyorsa yakanlar neden yanmıyor? HDP binaları neden yanmıyor